U N U T M A Y A C A Ğ I Z

Dr. Öğr. Üyesi Tevfik Sütçü hocamız 7 Ekim 1965 tarihinde Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesine bağlı Tepecik kasabasında doğdu. Tepecik İlkokulu ve Tepecik Ortaokulundaki öğreniminden sonra Mustafakemalpaşa Lisesinde öğrenim gördü.
1983 yılında Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümünde başladığı lisans öğrenimini, 1987 yılında bölüm birincisi olarak tamamladı.
1987-1992 yılları arasında Adana Anadolu Lisesinde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği ve yöneticilik görevlerinin ardından, 1992 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak akademik hayatına başladı.
1991-1994 yılları arasında Atatürk Üniversitesinde Türk Edebiyatı Öğretimi alanında Yüksek lisansını tamamlayarak “Hersekli Ârif Hikmet Divanı’nın Tema Bakımından İncelenmesi” isimli tezi ile bilim uzmanı oldu.
1999 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde doktora öğrenimi için görevlendirildi. 2004’te “Tanzimat Sonrası Türk Edebiyatında Vatan Temi (Başlangıçtan 1918’e Kadar)” başlıklı tezi ile doktor oldu. 2005-2009 yılları arasında Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümünde Dr. Öğr. Üyesi olarak görev yaptı.
2009 yılında kendi isteği ile Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde kurucu öğretim üyesi olarak görev aldı. Uzun yıllar fakültemizde Dekan Yardımcılığı yapan hocamız 3 yıl da TÖMER müdürlüğü yaptı. Bölümüzde Dr. Öğr. Üyesi olarak görev yapan hocamız aynı zamanda Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Rektörlüğü Türk Dili Bölümü Bölüm Başkanlığı görevini de yürütüyordu.
Yeni Türk Edebiyatı alanında çok sayıda makale, bildiri ve çalışması bulunan hocamız, Seyide Sütçü ile evliydi.
.jpg)
Tevfik Hocamızın aramızdan ayrılışını kabullenmek o kadar zor ki... Hala üçüncü kata çıktğımda bir yerden çıkacak, ellerinde bir dolu kitapla derse hızlı hızlı giderken göreceğim hissi uyanıyor. 2013 yılından beri tanıdığım ve bana örnek olan eşsiz bir hocayı kaybettik. Alanındaki yeri tartışmaya kapalı bir konu. Bir konuyu öğrenciye sunuşundaki detaylar, o konu hakkındaki bütün çalışmalara vakıf olması ve fotoğrafik bir hafıza ile bunları adeta yaşar gibi anlatması... Odasına her gittiğimde bana da pek çok konuyu o anlattı, bazılarını anlattığını unutup yeniden anlattı hatta. Yıllarca Gelibolu'ya Namık Kemal'i anmak üzere öğrencilerimizle onun rehberliğinde gittik. Gelibolu'yu bile tarihiyle öğrencilere o anlatırdı. Yaşamayı severdi, mizahı severdi... Eşine ve işine aşıktı. Çalışkandı ve çalışanı severdi... Kendine has bir iş disiplini vardı... Sınıfın kapısı açıksa sesi koridorda yankılanırdı. 337 nolu derslikte ders anlatırken çay ocağından çay alıyorsam onun sesini mutlaka duyardım... 2009'da bölümün kurucu hocası oldu. Hiçbirimiz yokken o vardı... Cümleler boğazımda düğümleniyor... İyi bir insandı... Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun Hocamızın... (Hasan Kaya)
.jpg)
Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir rinde
Gönlü her yerde buhurdân gibi yıllarca tüter
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter...
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)

.jpg)
Zihnimizde ve gönlümüzde derin izler bırakan kıymetli Tevfik hocamızın aramızdan ayrılışının derin üzüntüsünü yaşıyoruz. O bizler için sadece bir eğitimci değil; kelimeleriyle koca bir dünya yaratan gönül insanı, görmediğimiz diyarların ilk rehberiydi. Bizi her zaman 81 ilde gezdirir, şairlerin sofralarında misafir ederdi. Onun dersleri sadece bilgi aktarımıyla kalmayıp bizi derin ve gizemli, heyecan dolu bir keşfe çıkarırdı.
Onu sadece bir yıl tanımış olsam da bıraktığı izler hayatımdan hiç çıkmayacak. Sınıfa girdiğinde o dolu dolu kitaplarını tek tek ön sıralara dizmesiyle başlardı yolculuğumuz. Sıraya koyduğu her bir kitap bizler için yeni maceraların habercisiydi. Bizleri o şairlerin dünyasına öyle bir dahil ederdi ki sofralarındaki ekmeğe, gönüllerindeki sızıya kadar her şeye ortak olurduk. Yahya Kemal’in bir mekâna gitmek için aradığı o meşhur “ya güzel bir kadın ya güzel bir yemek” şartını, damak tadı uğruna kaldığı oteli değiştirecek kadar hayata ve yemeklere düşkün olduğunu dinlerken şairle aramızdaki mesafe kalkmış olurdu. Anlatmış olduğu bütün isimler kitaplardan çıkıp bizzat tanıştığımız en yakın sırdaşımızdı.
Bizlere bir şeyler öğretebilmek için hep elinden gelenin fazlasını yapardı. Dersin her dakikasını büyük bir titizlikle işler, her cümlesini özenle seçerdi. Artık o kürsü sessiz kalsa da biliyoruz ki sesi, yetiştirdiği öğrencilerin kurduğu her cümlede yankılanmaya devam edecek.
Şimdi ardından ne yazsak eksik ne söylesek yarım…
Bugün kelimelerimiz mahzun, bıraktığı o eşsiz dünya ise bizlere emanet. Ruhu şâd, mekânı cennet, makamı âli olsun. Başımız sağ olsun. (Gaye Lise)


Ne zaman koridorda karşılaşsak elinizde kitaplar, asansöre binmeden, hiç üşenmeden ve hastayken üstelik üç kat merdiven çıktınız hocam. Her zaman ders başlamadan sınıfta bizi bekliyor olurdunuz. Son dakikaya kadar ders anlatır, ders bittiğinde bile kürsüde oturmayı sürdürüp sınıftan en son çıkan siz olurdunuz.
Dersi anlatırken adeta adım adım, sokak sokak bir hikâyenin içinde bulurduk kendimizi. Bir müzeyi, bir kütüphaneyi öyle bir detayla ve istekle anlatırdınız ki hepimiz şaşırırdık. Tarif ettiğiniz yerde, bahsettiğiniz kitapları adeta görür gibi olurduk.
Şimdi düşünüyorum da son görüştüğümüz gün, nasılsınız diye sormuştuk. Aslında ben kendimi iyi hissediyorum ama doktorlar izin vermiyor demiştiniz. Oysa öyle yorgun görünüyor ki... Sanmıyorum hayata karşı bu sağlam duruşu ve zarafeti artık bir daha görmek mümkün değil! Bugün sanki okulda bir devir daha kapandı hocam. Allah rahmet eylesin, rahmetiyle muamele eylesin. (Zeynep Özmen)